Scarborough, tarih, sağlık, turizm ve dil eğitimi merkezi


Scarborough (skaboro diye okunuyor) İngiltere'nin kuzey doğusunda York ve Manchester şehirlerine yakın 50 bin nüfuslu güzel bir sahil kasabası. Geniş bir sahili var. Yani İngiltere'nin turistik yerlerinden biri.

Ayrıca burası termal suyun çıktığı nadir yerlerden biri. Termal suyun bulunmasıyla İngiltere'nin her yerinden buraya turist gelmeye başlamış. Henüz tatil anlayışının olmadığı
dönemlerde, yaklaşık 2 asır kadar önce, keşfedilen bu termal suyun ve sağlık turizmine katkısının hikayesi kısaca şöyle:.

O zamanın müteşebbisleri tadı berbat olan bu suyun sağlıklı olduğunu iddia edip şişeleyip satmaya çalışmışlar. Bakmışlar ki çok da talep olmuyor, hem taşınması da ayrı bir dert, o zaman demişler insanlar buraya gelip faydalansınlar. Önce sahile sıfır denebilecek bir yere bir otel inşa etmişler, ama o otelin kondurulduğu yer heyelandan kaymış ve otel yıkılmış.

Bir cadde boyunca onlarca birbirinin aynısı pansiyon tarzında konaklama tesisi yapmışlar. İlk olarak insanlar buralara gelip kalmışlar, tabi ki o dönemin zenginleri. Sıradan halkın tatil hakkı zaten yok gibi. Şu anda bu pansiyonlar konut olarak kullanılıyor. Daha sonra çok daha büyük bir otel inşa edilmiş. Bu otel hala hizmet vermeye devam ediyor.

Sahile inen bir tramvay var, yaklaşık 45 derecelik bir açıyla iniyor, ama ben oradayken kullanım dışıydı.

Sahil çok geniş fakat yüzün güneşlenmek için çok da vakitleri yok. İngiltere genellikle kapalı ve yağışlı bir iklime sahip olduğundan sadece 2 veya 3 ay boyunca yüzme imkanı var. Fakat Ekim ayı olmasına rağmen o soğukta sörf yapanları, yüzenleri gördüm. Sahil boyunca eğlence mekanları sıra sıra dizilmişler. Kafeler, restoranlar, çocuk eğlence mekanları...

Scarborough aynı zamanda tarihi çok eskilere dayanan bir şehir. Deniz kıyısında ve en uç noktada olduğu için saldırılara açık bir yer olmuş hep. Bu yüzden kıyıya bir tepenin üzerini surlarla çevirip saldırılardan korunmak için ideal bir yer oluşturmuşlar. Bu tepe oldukça geniş bir yer. Belki 10 futbol sahası genişliğinde, ya da daha büyük.

Bir saldırıda bu kaleye sığınan halk çok uzun zaman direnmiş. Aylarca ne saldıranlar kaleyi ele geçirebilmiş ne de kaledekiler oradan ayrılabilmiş. Kuşatma esnasında tepeye sıkışan askerler ve halk uzun süre koyun ve ineklerini besleyip onları yiyerek açlıkla mücadele etmişler. Daha sonra atlarını yemişler. Hatta fareler bile gıda olmuş. Onlar da bitince martıları oklarla avlayıp direnmişler. Bu şekilde aylarca sürmüş bu direniş. Scarborough'ya gidenler mutlaka kaleyi görmeli. Giriş 5 pound.

Scarborough çok sakin bir yer. Akşam 5 -6 gibi bütün dükkanlar kapanıyor ve bir hayalet şehre dönüşüyor. Sadece pub'lar açık, gece 12'ye kadar. Cuma ve Cumartesi akşamları daha hareketli tabi. Gençler eğlence mekanlarını dolduruyorlar bu akşamlarda. Sokaklar biraz daha hareketli oluyor.

"Pub" kelimesi "Public House"'ın kısaltılmışı. Yani özel değil, halka açık yer anlamında kullanılıyor. Türkiye'deki kahvehanelerin işlevini görüyor bu yerler. Tabi sadece erkekler değil, bayanlar da yoğun ilgi gösteriyor bu mekanlara. İnsanların akşamları "takıldıkları" ve "sosyalleştikleri" yerler buraları.

Farklı konseptlerde publara rastlamak mümkün Scarborough'da. Örneğin her akşam İrlanda müziği ve şarkıları dinleyebileceğiniz Irish pub var. Burada bir grup müzisyen yerel İrlanda enstrümanları çalıyor ve şarkı söylüyorlar.

Bazı publarda haftada bir kez "quiz akşamları" düzenleniyor. Masalarda oturan müşterilere birer kağıt dağıtılıyor. Birisi soruları soruyor elinde mikrofon. Gruplar cevaplarını kağıtlara yazıyor. Soruların çoğunluğu İngiltere kültürü ile ilgili. İngiliz olamayanların kazanması zor. Peki kazananların ödülü ne? Genellikle hiç bir şey, ya da birer içki. Kültürel bir etkinlik olarak görüyorlar.

Scarborough'da bir tane de Turkish Head Pub var. Yani Türk kafası pubı. Türkiye'deki söylentiye göre Haçlı seferleri sırasında İngliliz hükümeti Türk kafası getiren, yani Türk öldürüp kafasını getiren, askerlere bir pub açıyormuş. Askerler bu şekilde teşvik ve motive ediliyorlarmış. Bu sadece duyum. Gerçekliği araştırılmalı. Hikayeyi anlattığım yabancılar pek itibar etmediler.

İngiltere'deki her şehirde olduğu gibi burada da şehir merkezinde tiyatro ve sinema binası mevcut. Özellikle tiyatroya gitmenizi tavsiye ederim. Shakespear'in memleketinde tiyatroya gitmemek olmaz.

Bizdeki bir milyocular gibi burada da "bir poundcular" var. Her şey 1 pound. Mutlaka ilginizi çeken bir şeyler oluyor.

Son olarak buradaki bir dil okulundan söz etmek gerek. Anglolang Academy of English dünyanın her yerinden gelen öğrencilere İngilizce eğitimi veriyor. Aynı zamanda uluslararası çapta öğretmeneler hizmet içi eğitim de veriyor. Küçük ve şirin bir kurs. Öğretmenlerinin çoğu ilgili ve sıcak kanlı. Hem İngiliz hem de sıcak kanlı olunabiliyor demek ki. Güzel bir bahçesi ve kantini var. Ayrıca küçük bir cep sineması var. Akşamları ücretsiz filmler oluyor.
24 Ekim 2013 Perşembe

Hiç yorum yok: