İngilizce konuşmak ya da konuşamamak, işte bütün mesele


Daha önce bu konuda bir yazı yazmıştık ve devamı gelecek demiştik. 3 yıllık aradan sonra ancak fırsak bulabildik bu konuya eğilmeye.

Evet... Neden İngilize öğrenemiyor bu millet? Neden? Toptan geri zekalı olması mümkün değil herhalde. Hem zeki ve hem de çalışkan olduğu tescilli olan bu necip millet neden kıçı kırık İngilizce ile baş edemez? Fatih'in, Alparslan'ın, Mevlana'nın torunları neden dört buçuktan beşe mahkum kalır yıllar boyunca?

"İşte bu mühim mevzuya burada parmak basacağız. Türkiye ve dünya tarihinde ilk defa bu sorunu çok ciddi ve bilimsel bulgular eşliğinde burada masaya yatıracağız. Başka hiç bir yerde okuyamayacağınız gerçek ve pratik cevapları burada sizinle paylaşacağız." iddiasında değiliz elbette. Dilimiz döndüğünce, kalemimiz elverdiğince ve kavyemiz tıkırtadığınca bu mesele üzerine eğileceğiz. Neden öğrenemiyoruz İngilizceyi?


1.Bir kere İngilizce ve Turkçe aynı dil grubunda değillir. Cümle yapıları farklı. Türkçe cümle yapısı SOV (Subject+Object+Verb), yani Özne + Nesne + Yüklem şeklinde sıralanır. İngilizce ise tıpkı Almanca gibi SVO şeklinde. Bu yüzden Almanlar İngilizce'yi çok kolay öğreniyorlar ama biz zorlanıyoruz.  Almanlar'ın İngilizce öğrenmesi Türklerin Azerice öğrenmesi kadar kolay.

2. İngilizce Türkler için ihtiyaç değil. Sıfır İngilizce ile doktor, mühendis veya öğretmen olmanız mümkün. İngilizce bilirseniz mesleğinizde bir adım ileride olursunuz ve genellikle bu durum maaşınıza yansımaz. Türkiye'de herkes bir şekilde memur olup hayatını "kurtarmak" istediğinden ve memur olmak için yabancı dil şartı aramadığından hiç bir öğrencinin hayalinde iyi İngilizce bilmek yoktur. Çok mükemmel İngilizce bilen ve hiç İngilizce bilmeyen iki devlet hastanesi doktorunun aldıkları maaş aynıdır. Aynı şekilde iki tarih öğretmeni arasındaki maaş farkını belirleyen yabancı dile yatkınlıkları değil, "kıdamleridir".

3. Ülkemizde çok iyi İngilizce öğrenseniz bile bunu pratiğe dökme ihtimali çok zayıf. İşlemeyen İngilizcenin pas tutacağı muhakkak. "Neden bir süre sonra unutacağımız bir dili zahmet edip öğrenelim?" düşüncesi yüzünden yabancı dile olan ilgi minimum seviyelere düşüyor.

4.  İngilizce veya herhangi bir yabancı dil başlı başına bir bilim dalı değildir. Yabancı dilin Tarih, coğrafya, fizik gibi bilim dallarından farkı "araç bilim" olmasıdır. Türkiye'de bir kısır döngü var. Liselerde ciddi bir şekilde İngilizce öğrenenlerin amacı İngilizce öğretmeni olmak. İngilizce öğretmeni olanlar, ingilizce öğretmeni olacaklara İngilizce öğretebiliyor. Çoğunluk yabancı dili kendi branşında, alanında ilermesini sağlayacak "yardımcı" olarak görmüyor. Bu yüzden herkes dil bilmenin önemi lise veya üniversite bitirildikten sonra farkediliyor. Daha önce vurguladımız gibi memur olamayanlar farkediyor bu gerçeği.

5. Bizde memur olanın hayatı "kurtulmuştur". Yani memur olduktan sonra yüz kızartıcı suç işlemedikçe işinize devam edersiniz. Kimse sizi kovamaz. Bütün memurlarda olduğu gibi İngilizce öğretmenlerinde de bu rahatlık maalesef var. Klasik metotlarla dersini anlatan, hatta anlatmayıp her ders tahtaya "vocabulary" ve Simple Past Tense formulünü yazan öğretmenler öğrencilere İngilizce değil, kelime ve gramer öğrettiklerinin farkında değiller.

6. Babası, dayısı, halası derken İngilizce öğrenme sırası kendisine gelen öğrenci büyüklerini örnek alıyor ve bu dilin çok zor olduğu zahabına kapılıyor. "Matematiği anlıyorum ama İngilizceyi kafam almıyor" klişesiyle bırakıyor İngilizce öğrenmeyi. Kendisi ve yabancı dil arasına aşılması zor duvarlar örüyor.

7. "Bir kişiye 40 defa deli derseniz deli olur." Öğrenciler defalarca "İngilizce bilmiyorum" dedikleri için hiç İngilizce konaşamadıklarını zennediyorlar. Bu hiç bilmeyenler bir turistle karşılaştıklarında "go go go, turn turn turn" diyebiliyorlar. Zaten bu öğrenciler Türkçe'yi bu kadar konuşabiliyorlar. Çoğu "sağa, sola dön" demeyi bilmiyor ki İngilizce "turn right, left" diyebilsinler.
5 Mart 2013 Salı

Hiç yorum yok: