Türk'ün parayla imtihani: YATIRIM, YATIRSIN, YATIR


Biz Türklerin para ve ekonomi ile arası hiç iyi olmamıştır. Bunu nereden mi çıkarıyoruz? Dilden, kelimelerden. Zenginliği ile övündüğümüz Türkçemizde para ve ekonomi ile alakalı kelime yoktur. Para, Farsça "pare" den gelir. Ekonominin ecnebi dillerinden birinden geldiğini anlamak için dilci olmak şart değildir. Ticaret, iktisat, hesap, taksit, peşin, banka... Tüm bu kelimeler yabancı dillerden geçmiştir. Alacak, verecek, veresiye kelimelerinin kök halinde olmaması, anlam genişlemesi yoluyla şimdiki anlamlarını kazanmaları tezimizi kuvvetlendiriyor. Geriye "borç" ve "ödemek" kelimeleri kalıyor. İstenirse bunlar için de bahane bulabiliriz.
Kelimeler aklımıza geldiğinde ya da ilk duyduğumuzda bizdeki çağrışımları, manaları o kelimenin karşıladığı nesneye, varlığa, kavrama bakışımızı verir. Çiçek, yemek, ev kelimeleri bizde olumsuz çağrışımlar yapmaz. Mesela koku dediğimizde aklımız ilk gelen anlamları düşünelim. Koku deyince yüzümüz buruşuyor mu yoksa güzel bir koku çekmiş gibi rahatlıyor muyuz? "Para"nın çağrışımı olumlu değildir. Ateş kelimesine benzetebiliriz. Ateş deyince akla ilk önce ısıtıcılığı gelmez, yakıcılığı gelir. Atasözlerine ve deyimlere baktığımızda bunu görebiliriz: "Ciğeri beş para etmez", "Parayla dost bulunmaz", "Parayı veren düdüğü çalar", "Para isteme benden, buz gibi soğurum senden"... Paraya karşı iki arada bir derede tavrı vardır, varlığı da yokluğu da derttir. Olmayan kazanmak için uğraşır, olan daha çok kazanmak için.
Harçlık verirlerdi çocukluğumuzda, peşinden tembih ederlerdi. "Harcama ha!..." Çık çıkabilirsen içinden. Bu ikilemi mektebe başlayınca da yaşarız. Bir araştırma yapılsa, aklınıza ilk gelen atasözü nedir diye ya da mekteplerde öğrendiğimiz ilk atasözleri üstüne. Sanıyorum ilk sırayı şunlar alacaktır: "Sakla samanı, gelir zamanı; damlaya damlaya göl olur." Gogıl'a "tutumlulukla ilgili atasözleri" şunlar da karşınıza gelecektir:
Ak akçe kara gün içindir.
Ayağını yorganına göre uzat.
Har vurup, harman savurma.
İşten artmaz, dişten artar.
Ekmek olmayınca, yemek olmaz.
Gençlikte taş taşı, ihtiyarlıkta ye aşı.
Ayağını yorganına göre uzat.

Yatırım yapmak mı tutumlu olmak mı?

Yukarıdaki atasözlerinde yatırım yapmaktan çok tasarruflu olmak öğütleniyor. Ekonomistlere sorarsanız yatırım ve tasarruf farklı farklı kavramlardır.

Bir yandan tüketim körüklenirken, bir yandan da tasarrufa teşvik ediliyoruz. Reklâmlara bakarsak tutumlu olmak zor, nefis herşeyi çekiyor; daha fazlasını, güzelini istiyor. Fakirlik standartları da yükseldi artık. Evinde televizyonu olmak, otomobili olmak zengin olmaya yetmiyor. Bir takım elbise ile emekli olan memurdan bahseden var mı?

Neye yatıralım, nereye yatırım yapılmalı?

Yatırımı ve tüketimi teşvik edenler aynı. Marketler zincirinin sahipleri banka kurmuş. Para babalarının şirketlerinde çalış, parayı onlardan kazan, onların marketinde harca, eğer biriktireceksen de onların bankasında biriktir. Sanmıyorum ki bizim iyiliğimizi düşünsünler. Bkz:MODERN KÖLELİKTEN KAÇIŞ, GÖNÜLLÜ KÖLELİĞE HAYIR Bir dairenin içine hapsolmuşuz.
Peki ne yapmalı, yok mu bir çözümü, alternatifi? Bilmiyorum, üzerinde düşünmeye devam edelim.
17 Şubat 2013 Pazar

Hiç yorum yok: