Tosun edebiyatına katkılar: Aşk bir Göte kazığıdır.


"Aşk romanları olmasaydı insanlar âşık olmayı bilmezdi" demiş ismini hatırlayamadığım ecnebi yazar, düşünürlerden biri. Günümüzde aşkı besleyen ırmaklar çoğalmıştır: Geçtiğimiz yüzyılın gazete sayfalarında kalan fotoromanlar, sinema fimleri, tv dizileri, şarkılar hatta reklâmlar...
En meşhur aşk romanlarından olan Genç Werther'in Acıları zamanında aşkı iyi belletmiştir. Johann Wolfgang von Goethe (kısaca Göte) bu romanı yayınladığı zaman Almanya'da intihar vak'aları görülmüş. Günümüzde bu roman yayınlanmaya devam ediyor, bu romandan etkilenerek intihar edenlere dair kayıt yok.
İnsanın her türlü faaliyeti gibi aşkı da tanımlamak, sınırlarını çizmek, çeşitlerini belirlemek zordur. Dahası varlığını veya yokluğunu da belirleyemeyiz. Yukarıdaki örneklerden konuşacak olursak aşk öğrenilmiş bir davranıştır, zihni bir faaliyettir. Bir romandaki veya filmdeki kahraman gibi olma isteğidir, senaryosunu kendisinin yazdığı bir oyundur. İnsan bu oyuna kendisini öylesine kaptırıyor ki canına kıyabiliyor.

Âşık, zihninde kurduğu, filmlerden, romanlardan öğrendiği sevgiliyi sevmektedir. Şair Nedim bunu şöyle dile getirmiş:
Yok bu şehr içre senin vasf etdiğin dilber Nedîm
Bir perî-sûret görünmüş bir hâyal olmuş sana
Öyle ki gün gelip de sevgiliyi karşısında görünce şaşırır. Uğruna çöllere düştüğü sevgili bu mudur? Fuzuli'nin şiirinde şöyle der Mecnun Leyla'ya:
Ger men men isem sen nesin ey yâr
Ger sen sen isen neyim men-i zâr
Mecnun, büyük ikramiyeyi kazanmıştır, ilahi aşka ermiştir.

Türlü manalar yüklediği o yan bakış, aşkın fitilini ateşleyen gamze, ciğer delen ok gibi kirpik, hele saçları saçları... Âşık, kurar da kurar, gecesi gündüzü odur. Bir tablo yapmaktadır gönül dediği tuvalde.

Günümüzde âşığın işi eskiye göre nisbeten kolaydır. Tablosunu maşuka sergileyebilmesi için imkanları çoktur. Çizdiği tablo beğenilirse, bir de ayna görürse karşısında sevdanın renginden bahsedilmez gayri. Herşey güllük gülistanlıktır, vuslata erilir ve aynanın sırrı dökülmeye başlar.

Tüm imkanlara rağmen âşık tablosunu açmazsa sevdanın rengi kara olur. Karasevdayı kendisi seçmektedir. Kendi eseridir seyreder ve eserinden gurur duyar. Aynı merdivenleri tırmanmak, ayak seslerini dinlemek, bad-ı sabadan onun kokusunu getirmesini beklemek, bakışına, sesinin tonuna anlamlar yüklemek bu tablonun en güzel renkleridir. Bir nevi gerçekten kaçıştır. Bilir ki methiyeler düzdüğü saçın bir teli yemeğin içinden çıkınca "kıl" olur.

Karasevdaya düşmüşe yardım edecektir toplumsal normlar: Davul bile dengi dengine, onunla bir ömür geçer mi, sana kız mı yok diyeceklerdir. Hep öğretildiği gibi en meşhur aşklar imkansız olanlardır, en meşhur âşıklar ise en çok acı çekenler, kavuşamayanlardır. Bundan daha güzel tablo mu olur?
10 Şubat 2013 Pazar

Hiç yorum yok: