Yeni Milli Eğitim Bakanımız Sayın Nabi Avcı İçin Anahtar Kelimeler: Kivi, C-17,


Yeni bakanımız vatana, millete hayırlı uğurlu olsun.

KİVİ

Yıllar önce, o günkü Yeni Şafak Gazetesinin genel yayın yönetmeni Muhterem Nabi Avcı ağabeyin “Kivi” başlıklı bir yazısını okumuştum. Nabi ağabey, kivinin ne olduğunu anlatıyordu o yazısında. Kivi: uçamayan bir kuş türündenmiş. İngiliz hava kuvvetlerinden emekli pilotlara da “kivi” denirmiş. Nabi ağabey ayrıca izlediği bir filimden kısa bir özet de yapmıştı. Başrolünü Frenk Sinatra (doğru mu yazdım acaba?)nın oynadığı filimde, Sinatra, ilginç projeleri olan ama bunlara tatbik edecek imkanı olmayan bir adamı canlandırıyormuş. Bu adam (yani Sinatra) bir gün, oldukça zengin çok eski bir dostuyla karşılaşmış. Biraz sohbetin ardından Sinatra, bu projelerinden bahsetmiş arkadaşına. Arkadaşı, projeleri ilginç bulduğu gibi bunları tatbik edebilmesi için ona iş teklifinde bile bulunmuş. Sinatra hemen arkadaşının bürosuna yerleşmiş ve başlamış çalışmaya. Aradan zaman geçtikçe arkadaşının projelerle ilgisinin sadece “ilginç” bulma düzeyinde kaldığını fark eden Sinatra, projelerini bir dosyada toplayarak arkadaşının masasının üzerine koymuş ve üzerine de bir not ekleyerek çekip gitmiş. Çok kısa olan not ta şöyle yazıyormuş: “Hoşça kal... (imza) Kivi...”
Tahmin edebileceğiniz gibi Nabi abi’nin yazısı da tam burada bitmişti. O günden sonra Nabi abi’yi bir daha Yeni Şafak ta dahil hiçbir gazetede görmedim... Kaynak: http://www.geocities.ws/kalemberk/sayi6/edit.html

C-17

Lakin Cemal’in pis bir huyu vardı: Satranç oynarken, işler sarpa sarınca, ne yapar eder, ya masa örtüsüne takılarak, ya satranç tahtasına çay dökerek oyunu “piç etme”nin bir yolunu bulurdu. Cemal’in bu çamura yatma numaralarının kendi aramızdaki kod adı C-17’ydi. “Üç hamle sonra Cemal C-17…” , “bana kalırsa iki hamle sonra Cemal C-17…” diye iddiaya girerdik. Cemal, bütün uyanıklığına rağmen bu kodu bir türlü çözememiş ve sonuna kadar C-17’nin, kendisine özellikle öğretmediğimiz bir satranç taktiği olduğunu düşünmüştü. Ama yine de, bu C-17 lafının, oyunun sonuna yaklaşmakta olduğumuzun bir işareti olduğunun bal gibi farkındaydı.

Daha sonra “Cemal paradoksu” adını verdiğimiz çelişik durum da buradan çıkıyordu. Zira Cemal, “C-17” lafını duyduktan sonra, en fazla birkaç hamle içinde yenileceğini düşünüp oyunu dağıtmanın bir yolunu bulmaya öylesine şartlanmıştı ki, bazen içimizden biri sırf muziplik olsun diye, Cemal çok üstün bir durumdayken bile “Cemal dört hamle sonra fena halde C-17” deyiverir ve Cemal’i kendi yöntemleriyle oyunu dağıtmaya mecbur ederdi.

Şimdi ey okuyucu!

Ellibeş haftadır bu köşede iyi kötü bir satranç oynadık. Maksim Schreiber’in akıllara ziyan teorilerinden Can’ın sınıf-içi inisiyasyon taktikalarına kadar pek çok şeyden söz ettik. Senden tıs çıkmadı. Bunu da açıkça yazdık: “Neredesin ey okuyucu? Ses ver… Orda mısın, değil misin? Elma dersem çık, armut dersem çıkma!...” dedik.

Hiç oralı olmadın.

Ama şimdi biliyorum ki oradasın.

Seni ortaya çıkartmak pek kolay olmadı. Epey uğraştık ama sonunda işte kendini gösterdin… Sakın yanlış anlama: Reflekslerini büsbütün yitirmediğini; yanlış da olsa bir tepki verebildiğini görmek hoşuma gitti. Şimdi seni daha fazla sıkıntıya sokmadan, efendice masadan kalkıyorum. Ama şunu söylemeden geçemeyeceğim: Arkadaşlarla iddiaya girmiştik. “İki hamle sonra ‘Okuyucu’ C-17” demiştim.

Ben kazandım.

Daha doğrusu: Paranoyam kazandı…

Allahaısmarladık. (Aktüel, 16 Kasım 1995)
Kaynak: http://www.medyakronik.net/arsiv/navci_arv_171100.htm
Bu sefer böyle olmamasını canı gönülden istiyorum. Hazreti Gogıla Nabi Avcı Anadolu Üniversitesi ders diye yazıp arayın. Hocam, size güveniyoruz.
25 Ocak 2013 Cuma

Hiç yorum yok: