Amsterdam, kanallar ve bisikletler şehri


Mübarek Amsterdam sokaklarına ilk ayak bastığınızda dikkatimizi kaldırımda hızla giden bisikletliler çekti. Çocuklar, hanım ve ben, yani hepimiz ezilme tehlikesi atlattık ilk 10 dakikada. Tabi bizim kaldırım zannettiğimiz kısım bisiklet yoluymuş. Kısa sürede duruma alıştık.

Bir cadde sırasıyla şu bölümlerden oluşuyor. Yaya kaldırımı, bisiklet yolu, otomobil yolu, tramvay yolu, otomobil yolu, bisiklet yolu, yaya kaldırımı. Bazı sokak veya caddelerde bu listenin sonuna tekne yolu (kanal) da eklenmeli.

Amsterdam gezimizin sabahından itibaren sürekli yağmur yağdı. Öğlenden sonra ara sıra yağmur dindi.

Gezdiğimiz şehirler içinde en çok ve sık kanala sahip olan Amsterdam'dı. Kanallarda tekne içinde yaşayanlar var. Yani tekne evler. Kanal taşımacılığı çok yaygın. Tekne taksiler bile var. Bisiklet taksiler, at arabası taksiler. Turist çok geldiği için bir çok yeni istihdam alanları açılıyor haliyle. Genç bir adama "Dam Meydanını" sordum. Yolu tarif etmek yerine parmağıyla bisikletini göstererek "This is my taxi. I can lift you." Yani bisikletli taşıyıcılara kendileri taksi diyor.

Şehrin meydanları önemlidir. Bir şehrin meydanını görmeyen o şehri görmemiştir. Biz de Amsterdam'ın Dam meydanına gittik. Balmumu heykellerin sergilendiği meşhur Madam Tussaud bu meydanda. Sabahın köründe önünde sıra vardı. "Bizde yeterince heykel var, o kadar yolu heykel görmek için mi geldik" diye düşünerekten içeri girmekten vazgeçtik.

Aynı meydana bakan bir diğer önemli tarihi eser de Kral Sarayı. Bu meydanın arkasında Magna Plaza adında bir alışveriş merkezi var. Dış görünüşü çok güzel bir bina. Bina tarihi ama içi çok modern. Yürüyen merdivenlerden, mağazaların dizaynına kadar dış görünüşyle tam bir zıtlık hakim.

Öğlene doğru acıkınca lokanta aramaya giriştik. Dam meydanından Damrak caddesine girdik. Burada hediyelik eşya satan dükkandan, lokantalara kadar her çeşit dükkan var. Kısa sürede camında "Helal Food" yazan bir lokanta gördük ve hemen içeri daldık. Tabi ki döner yedik. Özlemişiz.

Burada en büyük sıkıntı umumi tuvaletin olmaması. Ya da herkese sormamıza rağmen biz bulamadık. Büyük fast foodcular ve büyük mağazalar bu konuda çok güzel bir alternatif. Tabi bunlar da bedava değil. Temizlik yapan elemanlar çıkışta gözünün içine bakıyor bahşiş bıraksınlar diye. Ben de Türkün yüzünü kara çıkarmamak için en az 1 Avro (2,5 TL) verdim her seferinde.

Yemekten sonra 25 Avro ödeyerek arabayı otoparktan çıkarıp Rijks Müzesi ve Van Gogh Müzesine doğru yola çıktık. Aslında Dam meydanına yakınmış. 2 km civarında. Keşke yürüseymişiz. 15 Avro da orada otopark parası verdik. Otoparkı en pahalı şehir olarak zihnimizde derin izler bıraktı Amsterdam. Bir günde 40 Avro. Yani 100 TL.

Amsterdam'ın neyi meşhur diyecek olursanız. Herkesin bildiği gibi lâle, yel değirmenleri, kendine has mimari yapısı, kanalları sayılabilir. Ama bir de ertik shopları, ertik müzeleri meşhurmuş. Kızl bölgeden hiç behsetmeyeceğim. Öğrenmiş olduk. İnanın çocuklarla hediyelik eşye dükkanlarına giremedik. Edep Ya Hu!

Akşam hava kararmaya yakın uçağa bineceğimiz Köln şehrine doğru yola çıktık. Ertesi gün akşam yurda dönecektik.
Alışveriş Caddesi Damrak
Kanal Taksi
Dam Meydanı
Amsterdam Hatırası
Kanal boyu bisiklet yolları
Kanallar Köprüler
Madam Tussaud
Bisiklet yolundan giden kuçük otomobil. Kiralıkmış.
Kanal turu tekneleri/i>
Magna Plaza Alışveriş Merkezi
Rijks Müzesi
Rijks Müzesi
Kanal turu
Kaldırım, bisiklet yolu, otomobil yolu, tramvay yolu...
Yürüyen poşetler
Van Gogh Müzesi
Tekne evler

Amsterdam Manzaraları

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
15 Eylül 2012 Cumartesi

2 yorum:

metto dedi ki...

Yazinizi bastan sona okudum.harika.ozellikle cocuklugunuzun gectigi yerleri gormeniz muthis.ayrica paris ve barcelona yida gormenizi isterim.

Torbam.com dedi ki...

Teşekkür ederim. Yazılardan anlaşılacağı gibi tadı damağımızda kaldı. Sırada Fransa, italya, İspanya istikameti var. Nasip olursa tabi.