Paranın ve zenginliğin başkenti Zürih


Stuttgart Zürih arası sadece 218 kilometre. Stuttgart'tan sabah 7'de yola çıktık ve 9 olmadan Zürih'e girdik. Almanya İsviçre sınırı otoban gişesine benzeyen 5-6 tane gişe ile ayrılmış. Ama sadece kamyon ve tırları durduruyorlardı. İki üniformalı polisin yanından geçerken baş selamı verdim, mukabele elttiler.

Zürih çok pahalı bir kent ve ne yazık ki bunu anlamamız uzun sürmedi. Otoparka girerken farkettik. 1 saatlik otopark ücreti 5 Avro idi. Biz 6 saat kaldık ve 30 Avro verdik. Türk parasıyla 75 lira sadece otoparka vermiş olduk.

Diğer Avrupa şehirleri gibi Zürih şehrinin içinden kanallar geçiyor. Zürih'e gittiğimiz gün hava çok güzeldi. Güneşli ve berrak bir gökyüzü vardı. Kanal suları çok temiz görünüyordu ve Turkuaz rengindeydi. Köprülerden birinin korkuluklarına dayanmış kanalı ve üzerinde yüzen kuğuları seyrederken hemen yanıbaşımızdan biri suya atladı. Biz düştü zannedip korktuk fakat sonra gördük ki, güzel havalarda halk kanallarda yüzüyormuş. Köprüden atlayıp kendilerini akıntıya bırakıyorlar. İnsanlar sanki plajdaymış gibi kanal kenarında mayolarıyla güneşleniyorlar.

Zürih Kanalı


Hesabını vermek istemediği parası olanların uğrak yeri olan Zürih'deki bankaları gördük ve önündeki son model arabaları. Yollarda eski araba yok zaten. Hepsi son model ve lüks.

Zürih Caddeleri


İsviçre sadece bankaları ile ünlü değil tabi. İsviçre saatlerini de inceledik. Almaya kalkmadık tabi. 10 bin, 50 bin Frank'lık Tissot, Swatch, Rolex marka saatler vitrinlerde zengin alıcılarını bekliyorlardı.

Bilindiği gibi İsviçre AB ülkesi değil. Avro'ya da geçmedi. Kendi para birimleri olan Frank kullanıyorlar. Avro / Frank paritesi aşağı yukarı 1 civarındaydı biz oradayken.

Burada da bir Old Town var. Yani şehrin en eski yerleşim yeri. Burası alış veriş merkezlerinin, mağazaların, restoranların olduğu bir bölge. Avrnavut kaldırmlı bu sokaklarda "Helal Food" yazan bir restoran aradık ama bulamadık. Peynir, zeytin, ekmek satılan bir market bile bulamadık. Tam ümidi kesmişken çocuklar koşa koşa yanıma geldi ve "Baba şu amcalar Türkçe konuşuyorlar" dedi. O amcalar Zürih'de taksicilik yapan Türklermiş. Biraz konuştuk ve sağolsunlar çok yardımcı oldular. Avrupa'da hangi şehre gittiysek taksicilerin çoğunlukla Türk olduğunu gördük. Bu sektörü ele geçirmişiz.

Zürih Altstadt, yani tarihi şehir merkezi


Kanallar şehrin içinden geçiyor ve sularını güzel bir göle bırakıyor. Bu gölün adı Zürih Gölü. Havanın güneşli olması cihetiyle muhteşem bir görüntüsü vardı.

Zürih Gölü


Göl manzarasından sonra üç büyük kilisesini görmek için ayrıldık göl kenarından. Zürih'in en ünlü ve büyük kilisesi Grossmünster (Great Church). Bu kilisenin iki kulesi var. Kilise ile ilgili daha geniş bilgi için buraya bakabilirsiniz. Kilisenin içini gezmek ücretsiz ama kulesine çıkmak istiyorsanız 6 Avro (8 de olabilir, tam hatırlamıyorum) ödemeniz gerekiyor.

Diğer önemli kilise ise Fraumünster. Bu kilise'yi gezdikten sonra Avrupa'nın en büyük saatinin olduğu St. Peter kilisesine yöneldik. Kuledeki saatin çapı 8,7 metreymiş.

St. Peter Kilisesi


Zürih'e gelmişken daha önce haberini aldığımız oyuncak müzesini de görmek istedik. Ara sokaklarda biraz aradıktan sonra Navigasyon cihazının da yardımıyla bulduk müzeyi. 3 katlı küçük bir evi müzeye çevirmişler. İçeri girdik ve bizi yaşlı bir teyze karşıladı. Yabancı olduğumuzu görünce hangi dili konuştuğumuzu sordu önce İngilizce olarak. 70'inden fazla olan bu teyze çok kibar ve sevimliydi. İşini de çok sevdiği her halinden belliydi. Burayı gezmek ücretsiz. Yaşlı teyze bize çok yardımcı oldu. Oyuncakların tarihini anlattı. İlk barbi bebekleri gösterdi. 100 yıllık oyuncakları anlattı. Ara sıra da "rahatsız ediyorsam söyleyin, isterseniz yalnız gezebilirsiniz" dedi. Çok memnun kaldık, teşekkür ettik ve ayrıldık.

Zürih'deki tek oyuncak müzesindeki Barbi Bebekler


İsviçre aynı zamanda Alp dağlarından gelen sütle yapılan çikolatalarıyla meşhur. Biz de çikolatamızı alıp yola koyulduk.

Zürih Fotoğrafları



















5 Mart 2012 Pazartesi

Hiç yorum yok: