Almanya'da araba kiralama ve otoban keyfi


Otobüs, tramvy ve trenlerle yapılan yolculuklardan sonra çok daha hızlı hareket etmek ve kısa zamanda çok yer görmek amacıyla araç kiralamaya karar verdim. Ama önce, hiç bilmediğim şehirlerde ve ülkelerde yolumu kaybetmemek için iyi bir navigasyon cihazı aldım. İyi ki de almışım. Bilmediğimiz bir şehre (Zürih, Amsterdam gibi) gittiğimizde otoparktan, çocuk parkına, müzelerden, restoranlara kadar her yeri navigasyon sayesinde rahatça bulduk.

Köln Merkez Tren İstasyonunda araba kiralayan şirketlerin büroları var.
O gün kiralamak amacıyla Sabah erkenden gittim. Sixt, Avis ve Europcar'ın üçününe de sordum. Sadece Europcar'ın o gün için boş arabası varmış; 2011 model Renault Megane Station Wagon. 10 günlük kirası olan 437 Avro'yu kredi kartından çektiler. Aracı iade edince serbest bırakmak üzere, 200 Avro kadar da bloke ettiler. Görevli bayan bana anahtarı verdi, verdiği sözleşme üzerinde araçtaki üç farklı yerdeki çizikleri gösterdi (gerçi dikkatle baktım, çizikler belli belirsizdi), aracın otoparktaki yerini tarif etti ve son olarak depoyu ful teslim etmem gerektiğini hatırlattı. Sonra, 10 sonra görüşmek üzere vedalaştık.

Almanya'da yaya olarak gezmek çok rahat, bütün arabalar size yol veriyor. İnsanların makinalara karşı her zaman geçiş üstünlüğü var. Araba kullanmak bu yüzden zor olacak diye düşündüm ilk önce. Ama hiç de öyle olmadı. Kurallara uyduktan sonra ve en önemlisi yollardaki o beyaz çizgilere, en çok da zebra çizgilerine riayet ettikten sonra hiç sorun olmuyor. Hatta Türkiye'ye göre çok daha rahat araba kullanılıyor. Ama dediğim gibi, şeritleri takip ederseniz ve navigasyonunuz varsa sizin tek yapmanız gereken arabayı yönlendirmek. Avrupa'da yol çizgileri tabu gibi, kimse çiğnemiyor, kimse şeritleri ortalayıp gitmiyor, şerit değiştireceği zaman mutlaka sinyal veriyor.

Trafik çok rahat ve yavaş işliyor şehir içinde. Kimse kornaya basmıyor, herkes çok sakin. Kimi zaman trafik çok ağırlaşıyor veya yol tıkanıyor ama yine de korna sesi duymanız imkansız. Bir keresinde yeşil ışık yanmış ama farketmemişim. Kimse uyarmadı ve bir daha kırmızıya yakalandım. Ve tabi arkadaki bir sürü araç da yakalandı. Biri korna çalsa farkedeceğim ama herkes öylece bekledi arabasında.

Navigasyon'a Stuttgart'a yakın Reutlingen şehrini girdim hedef olarak ve otobana çıktık. Şehiriçinin aksine otobanda trafik çok hızlı akıyor. Ben ortalama 150 km hızla sol şeritte ilerlemeye başladım ama bir sürü lüks aracın arkada birikeceğini anlayıp orta şeride geçtim usul usul.

Köln Stuttgart arası 370 kilometre. Bu mesafenin tamamı otoban ve hiç bir yerleşim biriminin içinden geçilmiyor. Otobanlarda 50 kilometre arayla benzinlikler var, 40 ya da 60 değil, 50 kilometre. Yan yana iki benzinlik görmek de mümkün değil. Yollarda trafik işaretleri haricinde başka tabela yok. Yani yol kenarında reklamlar yok. Ve sürekli ormanların içinden geçiyorsunuz. Her yer yemyeşil. Uçakla İzmir'e inince çöle gelmiş gibi oldum. Karadeniz bölgesi bile Almanya'nın yanında bozkır kalıyor. Yabani hayvanlar yola atmasın diye ormanlar ile yolu çitlerle ayırmışlar. Otoban olmayan yerlerde açık ve trafik levhasıyla uyarılar var. Böyle bir yerde neredeyse bir tilkiye çarpıyorduk. Hayvan da, biz de ucuz kurtulduk.
5 Şubat 2012 Pazar

2 yorum:

Adsız dedi ki...

BU YAZIYI YAZAN ARKADAS HERHALDE ALMANYAYI SADECE FILMLERDEN GORMUS GALIBA

Torbam.com dedi ki...

Bu kanıya nasıl vardınız?